>Ismet Baba

>İsmet Baba uzun zamandır gitmek istediğim yerlerden biriydi. Benim aklımda Can Baba’nın (Can Yücel) mekanı olarak yer etmişti. Kuzguncuk’a geldiğim zamanlarda hep görmüştüm ama gitme fırsatım olmamıştı.

İsmet Baba artık sayısı iyice azalan mahalle meyhanelerinden biri, kuruluş tarihi 1951. İçinde mahallenin balıkçısı, terzisi, bakkalı, tüccarı vs. içiyor. Can Baba da bu mahalleli olduğunda onun da sık gittiği mekanlardan biriydi. Girişe zaten aramızdan ayrılan dostlarımız diye müdavimlerinin resimlerini koymuşlar.

İsmet Baba’da manzara şahane, camdan görünen manzara aşağıdaki gibi. Kuzguncuk merkezde küçük bir parkın yanında denize sıfır durumda. Binanın görünümü eski balıkçı barakalarını andırıyor, kimbilir belki de eskiden öyleydi.

Tabii burası da modern zamanlara biraz ayak uydurmuş. Artık mahalle meyhanesinden yavaş yavaş İstanbul’un heryerinden gelen müşterilerini ağırlayan mekan durumuna bürünmüş.

İsmet Baba’da gelen mezelerle birlikte izlenimimiz burada manzara ve rakı şahane, yemek biraz bahane şeklinde oluyor. Rakının yanında beyaz peynir, fava, salata, kalamar kızartma ve patlıcan kızartma alıyoruz. Mezeler kötü olmamakla beraber orta, çok özellikleri olmayan standart mezeler. İçlerinden en beğendiğimiz patlıcan oluyor, herhalde mevsimin patlıcan mevsimi olmasında lezzetlisine rast geldik.


İsmet Baba’da yiyecekler makul fiyatlı, mezeler 4-6TL arası, balık fiyatları günlük olarak değişiyor. İçki ise pahalıca, 35lik yeni rakı 36TL, 70lik rakı 63TL.

Adres: Çarşı Caddesi No.1 Kuzguncuk Üsküdar İstanbul
Tel: 0216 5531232
Internet sitesi: http://www.ismetbaba.com.tr/


Ismet Baba

İsmet Baba uzun zamandır gitmek istediğim yerlerden biriydi. Benim aklımda Can Baba’nın (Can Yücel) mekanı olarak yer etmişti. Kuzguncuk’a geldiğim zamanlarda hep görmüştüm ama gitme fırsatım olmamıştı.

İsmet Baba artık sayısı iyice azalan mahalle meyhanelerinden biri, kuruluş tarihi 1951. İçinde mahallenin balıkçısı, terzisi, bakkalı, tüccarı vs. içiyor. Can Baba da bu mahalleli olduğunda onun da sık gittiği mekanlardan biriydi. Girişe zaten aramızdan ayrılan dostlarımız diye müdavimlerinin resimlerini koymuşlar.

İsmet Baba’da manzara şahane, camdan görünen manzara aşağıdaki gibi. Kuzguncuk merkezde küçük bir parkın yanında denize sıfır durumda. Binanın görünümü eski balıkçı barakalarını andırıyor, kimbilir belki de eskiden öyleydi.

Tabii burası da modern zamanlara biraz ayak uydurmuş. Artık mahalle meyhanesinden yavaş yavaş İstanbul’un heryerinden gelen müşterilerini ağırlayan mekan durumuna bürünmüş.

İsmet Baba’da gelen mezelerle birlikte izlenimimiz burada manzara ve rakı şahane, yemek biraz bahane şeklinde oluyor. Rakının yanında beyaz peynir, fava, salata, kalamar kızartma ve patlıcan kızartma alıyoruz. Mezeler kötü olmamakla beraber orta, çok özellikleri olmayan standart mezeler. İçlerinden en beğendiğimiz patlıcan oluyor, herhalde mevsimin patlıcan mevsimi olmasında lezzetlisine rast geldik.


İsmet Baba’da yiyecekler makul fiyatlı, mezeler 4-6TL arası, balık fiyatları günlük olarak değişiyor. İçki ise pahalıca, 35lik yeni rakı 36TL, 70lik rakı 63TL.

Adres: Çarşı Caddesi No.1 Kuzguncuk Üsküdar İstanbul
Tel: 0216 5531232
Internet sitesi: http://www.ismetbaba.com.tr/


Sadrazam Mahmut

Sadrazam Mahmut uzun zamandır gitmek istediğim yerlerden biriydi. Özellikle Mart-Nisan ayının uykuluk mevsimi olması ve haftasonunda havanın güzel olmasını fırsat bilip sonunda gittik Sadrazam Mahmut’a. Sadrazam Mahmut Sütlüce’de Haliç kıyısında, Rahmi Koç müzesine çok yakın.

Hikayesi ilginç Sadrazam Mahmut’un. 1964’te Adanalı Mahmut Zevkli tarafından kurulmuş. Mahmut Usta Ceyhan’dan İstanbul’a et lokantası açmak için gelmiş, etin kaynağına yakın olayım diye de Sütlüce’yi seçmiş, hemen mezbahanın yanına yerleşmiş. Seçtiği yer eskiden ahırmış. Hergün mezbahadan etin en güzel parçalarını seçip müşterilerine yedirirmiş. Sütlüce mezbahası 1990’da yıkıldı, Sadrazam Mahmut şimdi Haliç kıyısında yeşil bir parka bakıyor ve etrafı gayet temiz.

Sadrazam lakabına gelince bu Mahmut Ustanın lokantasında her gece muhabbet koyulaşınca başına kavuk geçirip gırgır ve şamatayı başlatmasından geliyor. Bir nevi tuluat yaparmış, müşterilere takılırmış şakalar yaparmış. Lokantanın şimdiki sahibi Ilgın Kaya çırak olarak Sadrazam Mahmut’a girmiş ve işi ustasından öğrenmiş. Menü ve yemeklerin yapımında kullanılan tarifler Sadrazam Mahmut’ta hiç değişmemiş. 

Sadrazam Mahmut’ta iç kısımda masaların yanında mangallar var, isterseniz sakatat ve etleri masanızın yanında sizin için pişiriyorlar ya da siz pişiriyorsunuz. Biz balkona oturduk.

Sadrazam Mahmut’ta uykuluğun yanında meşhur yemekleri kendi yapımı sucukları, kokoreçleri, kavurmaları, köfteleri ve kaymaklı bulgur pilavları. Bunun dışında menülerinde mumbar dolması, pirzola, zeytinyağlılar, tavuk kanat, böbrek ve koç yumurtası da var.

Biz girişi yoğurt, gavurdağı salata ve kurutulmuş domates ile yaptık. Yoğurdu Bolu’da özel yaptırıyorlarmış, koyun ve inek sütü karışımı bir yoğurt, güzel. Salata orta, kurutulmuş domates oldukça hoşumuza gitti. Baharatlar ve sarımsak kullanılarak domatese hoş bir tat kazandırılmış.

Ardından yarım porsiyon ızgara sucuk geldi. Sucuk az baharatlı, lezzet olarak ortalama üstü ama çok özel değil.  

Ardından yarım porsiyon köfte ve kaymaklı pilav geldi. Köfteye bolca sarımsak katılmış, lezzet olarak orta. İsmi et lokantası olan bir yerde insan daha lezzetli etler bekliyor. Pilav oldukça lezzetli, müessesenin özel yemeklerinden. Bir tavanın içinde bulgur et suyu, kaymak, tereyağı, domates, biber, kavurma ile yanınızda pişiriliyor.

Son olarak gelen uykuluk ise lezzetin zirve noktası. Fındık uykuluk (hayvanın ciğerine yakın bir bölgeden çıkıyor) ve gerdan uykuluk beraber sunuluyor. Uykuluk ızgarada piştikten sonra üzerine pul biber ve kekik dökülerek sade bir şekilde servis edilmiş. 

Sadrazam Mahmut içkili bir et lokantası. Fiyatlar orta seviyede; uykuluk 11TL, kaymaklı pilav 10TL, sucuk 13.5TL, yoğurt 4TL, meze ve salatalar 5-6TL.

Adres: Kumbarhane Caddesi No.64 Halıcıoğlu İstanbul

Telefon: 0212 2372155

Internet sitesi: http://www.sadrazammahmut.com/


Sadrazam Mahmut

 

Sadrazam Mahmut uzun zamandır gitmek istediğim yerlerden biriydi. Özellikle Mart-Nisan ayının uykuluk mevsimi olması ve haftasonunda havanın güzel olmasını fırsat bilip sonunda gittik Sadrazam Mahmut’a. Sadrazam Mahmut Sütlüce’de Haliç kıyısında, Rahmi Koç müzesine çok yakın.

Hikayesi ilginç Sadrazam Mahmut’un. 1964’te Adanalı Mahmut Zevkli tarafından kurulmuş. Mahmut Usta Ceyhan’dan İstanbul’a et lokantası açmak için gelmiş, etin kaynağına yakın olayım diye de Sütlüce’yi seçmiş, hemen mezbahanın yanına yerleşmiş. Seçtiği yer eskiden ahırmış. Hergün mezbahadan etin en güzel parçalarını seçip müşterilerine yedirirmiş. Sütlüce mezbahası 1990’da yıkıldı, Sadrazam Mahmut şimdi Haliç kıyısında yeşil bir parka bakıyor ve etrafı gayet temiz.

Sadrazam lakabına gelince bu Mahmut Ustanın lokantasında her gece muhabbet koyulaşınca başına kavuk geçirip gırgır ve şamatayı başlatmasından geliyor. Bir nevi tuluat yaparmış, müşterilere takılırmış şakalar yaparmış. Lokantanın şimdiki sahibi Ilgın Kaya çırak olarak Sadrazam Mahmut’a girmiş ve işi ustasından öğrenmiş. Menü ve yemeklerin yapımında kullanılan tarifler Sadrazam Mahmut’ta hiç değişmemiş.

Sadrazam Mahmut’ta iç kısımda masaların yanında mangallar var, isterseniz sakatat ve etleri masanızın yanında sizin için pişiriyorlar ya da siz pişiriyorsunuz. Biz balkona oturduk.

Sadrazam Mahmut’ta uykuluğun yanında meşhur yemekleri kendi yapımı sucukları, kokoreçleri, kavurmaları, köfteleri ve kaymaklı bulgur pilavları. Bunun dışında menülerinde mumbar dolması, pirzola, zeytinyağlılar, tavuk kanat, böbrek ve koç yumurtası da var.

Biz girişi yoğurt, gavurdağı salata ve kurutulmuş domates ile yaptık. Yoğurdu Bolu’da özel yaptırıyorlarmış, koyun ve inek sütü karışımı bir yoğurt, güzel. Salata orta, kurutulmuş domates oldukça hoşumuza gitti. Baharatlar ve sarımsak kullanılarak domatese hoş bir tat kazandırılmış.

Ardından yarım porsiyon ızgara sucuk geldi. Sucuk az baharatlı, lezzet olarak ortalama üstü ama çok özel değil.

Ardından yarım porsiyon köfte ve kaymaklı pilav geldi. Köfteye bolca sarımsak katılmış, lezzet olarak orta. İsmi et lokantası olan bir yerde insan daha lezzetli etler bekliyor. Pilav oldukça lezzetli, müessesenin özel yemeklerinden. Bir tavanın içinde bulgur et suyu, kaymak, tereyağı, domates, biber, kavurma ile yanınızda pişiriliyor.

Son olarak gelen uykuluk ise lezzetin zirve noktası. Fındık uykuluk (hayvanın ciğerine yakın bir bölgeden çıkıyor) ve gerdan uykuluk beraber sunuluyor. Uykuluk ızgarada piştikten sonra üzerine pul biber ve kekik dökülerek sade bir şekilde servis edilmiş.

Sadrazam Mahmut içkili bir et lokantası. Fiyatlar orta seviyede; uykuluk 11TL, kaymaklı pilav 10TL, sucuk 13.5TL, yoğurt 4TL, meze ve salatalar 5-6TL.

Adres: Kumbarhane Caddesi No.64 Halıcıoğlu İstanbul

Telefon: 0212 2372155

Internet sitesi: http://www.sadrazammahmut.com/


Barba Giritli

Barba Giritli Haliç kıyısında tarihi bir binada bulunuyor. Burayı ilginç yapan özellikler Haliç kıyısındaki konumu nedeniyle nefis bir eski İstanbul manzarasına sahip olması ve diğer balık lokantalarında fazla bulamayacağınız değişik yemek ve mezelere sahip olması. Lokantanın isminden de belli olacağı gibi burada ağırlıklı olarak Girit ve Ege mutfağı sunuluyor. Lokantanın özel yemekleri tuzda balık, Girit usulü ahtapot ızgara, sirkede marine edilmiş kalamar ızgara, elmalı ve tarhun soslu kılıçbalığı ızgara. Lokantada bulunan ilginç mezelerden bazıları ise Girit usulü zeytin salatası, Ege otları (turp, hardal, ısırgan, şevket-i bostan, arapsaçı, radika), cibez, kaya koruğu, Maş piyazı ve kabak çiçeği dolması.

Barba İtalyanca sakal ya da sakallı demek. Eskiden meyhaneciler genelde sakallı olurlarmış bu bu sebeple meyhanecilere barba denirmiş. Tahmin ediyorum eski zamanlarda İtalyan olan Cenevizlilerin Galata bölgesinde uzun zaman yaşamış olmasından kalan bir kelime. Barba Giritli’nin internet sitesinde barbalar ile ilgili aşağıdaki hoş açıklamalar var:

Eskiden meyhaneler gedikli ve koltuklu diye ikiye ayrılıyordu. Gedikli olanlar ruhsatlı çalışan meyhanelerdi. Gedikli meyhanelerin bir meyhaneci ustası olurdu. Zamanla bu ustalara İtalyanca sakallı ihtiyar anlamına gelen ‘barba’ denmeye başlandı. Gedikli meyhaneler isimlerini ya sahiplerinden ya da bulundukları semtten alırdı. İsim koymakta kullanılan bir başka yöntem ise kapıya kilit, hançer, zincir gibi kimi semboller asmaktı. 

Barba bir meyhanenin temel direğiydi. Ama meyhanecilik bir ekip işiydi. Meyhaneci ustasının yardımcısı miço, tezgahta görev yapan tezgahtar, sofralara şamdan, mum getiren ateşoğlanları, sakiler, rakkaslar öğleden sonradan itibaren müşterileri için hazırlanmaya başlarlardı. Her şeyin temiz ve yerli yerinde olması en önemli kurallardan biriydi.

Her şey hazırlanır, son olarak masalara şamdanlar koyularak kapıda müşteriler beklenirdi. Sakiler kulaklarının arkasına yerleştirdikleri bir çiçekle müşterilerini karşılar, barba masaya mum koyar, gelenleri selamlardı. Her meyhanede olan orta kandilinin yakılması sohbetin koyulaşması anlamına gelirdi. Meyhanenin kapanma zamanının geldiği ise çıngırakla müşterilere bildirilirdi.


Barba Giritli’de tabii bu adetler yaşamıyor sadece isim yadigar olarak kalmış.

Barba Giritli’ye pekçok defa gittim, en son gittiğimizde önden kaya koruğu, közde kırmızı biber, peynirli Girit ezmesi ve topik aldık. Tüm mezeler lezzetli ama zeytinyağını az kullanmışlar, masrafları kısmaya çalışıyorlar sanırım. Ege/Girit yemekleri bol zeytinyağı kullanılmadan lezzetli olmaz, bu durum  mezelerin tadlarını azaltmış. Normalde de az yağ kullanılan Girit ezmesi ve topik oldukça başarılıydı, mevsim salatası, kaya koruğu ve közde biber ise eh işte dedirtecek cinstendi. 

Ara sıcak olarak Girit usulü ahtapot ızgara ve kalamar ızgara aldık. Her ikisi de iyiydi, ahtapot ızgaranın marine edildiği sos üzerinde tatlı bir tat bırakmış, sade zeytinyağı, kekik ve sarımsaktan oluşan bir sosu ahtapotla tercih ederdim.

Ana yemek olarak ızgara deniz levreği aldık. Balık 2-3 kiloluk çok lezzetli ve taze bir balıktı, 3 kişi olan bize rahatlıkla yetti.

Yan masamız tuzda levrek sipariş etmişti. Bu yemeğin tadına henüz Barba Giritli’de bakmadım ama oldukça başarılı gözüküyordu.

Barba Giritli’de mezeler 5-6TL, ızgara ahtapot ya da kalamar 10TL, balıklar ise alış fiyatına göre 20-40TL arasında. 

Adres: Abdülezzel Paşa Cad. No.3 (Kadir Has Üniversitesi yanı) Cibali İstanbul

Telefon: 0212 5331866 / 5331877

Internet sitesi: http://www.giritlibalik.com/


>Barba Giritli

>

Barba Giritli Haliç kıyısında tarihi bir binada bulunuyor. Burayı ilginç yapan özellikler Haliç kıyısındaki konumu nedeniyle nefis bir eski İstanbul manzarasına sahip olması ve diğer balık lokantalarında fazla bulamayacağınız değişik yemek ve mezelere sahip olması. Lokantanın isminden de belli olacağı gibi burada ağırlıklı olarak Girit ve Ege mutfağı sunuluyor. Lokantanın özel yemekleri tuzda balık, Girit usulü ahtapot ızgara, sirkede marine edilmiş kalamar ızgara, elmalı ve tarhun soslu kılıçbalığı ızgara. Lokantada bulunan ilginç mezelerden bazıları ise Girit usulü zeytin salatası, Ege otları (turp, hardal, ısırgan, şevket-i bostan, arapsaçı, radika), cibez, kaya koruğu, Maş piyazı ve kabak çiçeği dolması.

Barba İtalyanca sakal ya da sakallı demek. Eskiden meyhaneciler genelde sakallı olurlarmış bu bu sebeple meyhanecilere barba denirmiş. Tahmin ediyorum eski zamanlarda İtalyan olan Cenevizlilerin Galata bölgesinde uzun zaman yaşamış olmasından kalan bir kelime. Barba Giritli’nin internet sitesinde barbalar ile ilgili aşağıdaki hoş açıklamalar var:

Eskiden meyhaneler gedikli ve koltuklu diye ikiye ayrılıyordu. Gedikli olanlar ruhsatlı çalışan meyhanelerdi. Gedikli meyhanelerin bir meyhaneci ustası olurdu. Zamanla bu ustalara İtalyanca sakallı ihtiyar anlamına gelen ‘barba’ denmeye başlandı. Gedikli meyhaneler isimlerini ya sahiplerinden ya da bulundukları semtten alırdı. İsim koymakta kullanılan bir başka yöntem ise kapıya kilit, hançer, zincir gibi kimi semboller asmaktı. 

Barba bir meyhanenin temel direğiydi. Ama meyhanecilik bir ekip işiydi. Meyhaneci ustasının yardımcısı miço, tezgahta görev yapan tezgahtar, sofralara şamdan, mum getiren ateşoğlanları, sakiler, rakkaslar öğleden sonradan itibaren müşterileri için hazırlanmaya başlarlardı. Her şeyin temiz ve yerli yerinde olması en önemli kurallardan biriydi.

Her şey hazırlanır, son olarak masalara şamdanlar koyularak kapıda müşteriler beklenirdi. Sakiler kulaklarının arkasına yerleştirdikleri bir çiçekle müşterilerini karşılar, barba masaya mum koyar, gelenleri selamlardı. Her meyhanede olan orta kandilinin yakılması sohbetin koyulaşması anlamına gelirdi. Meyhanenin kapanma zamanının geldiği ise çıngırakla müşterilere bildirilirdi.


Barba Giritli’de tabii bu adetler yaşamıyor sadece isim yadigar olarak kalmış.

Barba Giritli’ye pekçok defa gittim, en son gittiğimizde önden kaya koruğu, közde kırmızı biber, peynirli Girit ezmesi ve topik aldık. Tüm mezeler lezzetli ama zeytinyağını az kullanmışlar, masrafları kısmaya çalışıyorlar sanırım. Ege/Girit yemekleri bol zeytinyağı kullanılmadan lezzetli olmaz, bu durum  mezelerin tadlarını azaltmış. Normalde de az yağ kullanılan Girit ezmesi ve topik oldukça başarılıydı, mevsim salatası, kaya koruğu ve közde biber ise eh işte dedirtecek cinstendi. 

Ara sıcak olarak Girit usulü ahtapot ızgara ve kalamar ızgara aldık. Her ikisi de iyiydi, ahtapot ızgaranın marine edildiği sos üzerinde tatlı bir tat bırakmış, sade zeytinyağı, kekik ve sarımsaktan oluşan bir sosu ahtapotla tercih ederdim.

Ana yemek olarak ızgara deniz levreği aldık. Balık 2-3 kiloluk çok lezzetli ve taze bir balıktı, 3 kişi olan bize rahatlıkla yetti.

Yan masamız tuzda levrek sipariş etmişti. Bu yemeğin tadına henüz Barba Giritli’de bakmadım ama oldukça başarılı gözüküyordu.

Barba Giritli’de mezeler 5-6TL, ızgara ahtapot ya da kalamar 10TL, balıklar ise alış fiyatına göre 20-40TL arasında. 

Adres: Abdülezzel Paşa Cad. No.3 (Kadir Has Üniversitesi yanı) Cibali İstanbul

Telefon: 0212 5331866 / 5331877

Internet sitesi: http://www.giritlibalik.com/


Vedatin Yeri

Bu haftasonu ailece deniz otobüsü ile Bursa’ya gittik, Bursa’ya geçmeden önce de Trilye’ye (Zeytinbağı’na) uğradık. Sezen Aksu’nun şarkısında kalbim Ege’de kaldı dediği gibi bizim kalbimiz de Trilye’de kaldı. Denize yaslanmış eski taş Rum evleriyle, zeytinlikleriyle, temiz havasıyla ve misafirsever insanlarıyla Trilye kalbimizde kaldı.  

Serin ve güneşli bir sabahta ulaştık Trilye’ye. Güneşte uyuyan tembel sokak köpeklerini ve rutubetli taş evlerini geçip çarşının ana caddesine geldik. Cadde boyunca Trilyelilerin oturduğu kahvelerden; yüz yıldan fazla süredir ekmek yapan bir taş fırından; turpotu ebegümeci, şevket-i bostan satan ve oğlu New Jersey’de çalışan teyzenin dükkanından, Şen Dana Kasabından ve Bursaspor Berberinin önünden geçtik. Eski bir kilisenin önünde tezgahta balık satan bir amcanın arabasının karşısında Vedat’ın Yeri’ne rasladık. Görür görmez vuruldum buraya, hayalimdeki meyhane böyle bir yer dedim. Mavi camekanlarıyla, aydınlık iç ortamıyla, geniş camları ve tül perdeleriyle, karşısındaki küçük meydanda tezgahta balık satan ve arada içeri girip birasını yudumlayıp ve mezesini çatallayan balıkçısı ile Vedat’ın Yeri ruhuma hitap etti. 

İçeri girip bir göz attık. İçeride buzdolabonda cacık, erse (patlıcan salatası), beyin salata, tavuk, köfte, sucuk, et, balık var. Sulu yemek olarak ise tavuk, pilav, kurufasülye ve çorba vardı. Önden biz erse ve çoban salata söyledik. Her ikisi de Trilye’nin zeytinyağı ile tepeleme yıkanmış olarak geldi. 

Ana yemek olarak eşim kızarmış sucuk istedi ben kızarmış mezgit istedim. Kızarmış sucuk komşu kasap tarafından yapılıyor, tadı Ege’nin kasap sucuklarına benziyor. Baharat karışımı değişik, bildiğimiz klasik sucuklardan farklı, Ege sucuğu severseniz seversiniz… Balık ise fena değil, Trilye’de balıkçılık yapılmıyor balıklar Mudanya’dan geliyor. Ama taze ve güzel bir balık.

Vedat’ın Yeri’nde muhtemelen ince gurme damak tadlarına uygun şeyler bulamayacaksınız ama dürüst ve sade bir şekilde yapılmış yemek ve mezeler bulacaksınız. Burada fiyatlar da çok uygun; ızgara sucuk 5TL, köfte 6TL, çorbalar 2.5TL, mezeler 5TL, bira 3.5TL.

Adres: Trilye çarşıda kime sorsanız gösterir