Apik

1947 yılından bu yana hizmet veren Apik işkembe, tuzlama, paça ve kokorecin yüz akı olan yerlerden biri. Apik konum olarak Dolapdere’de Dereboyu Caddesi’nde oto tamircileri arasında. Kurtuluş tarafından geliyorsanız gelmenin en kolay yolu Kurtuluş otobüslerinin son durağından bayır aşağı Dolapdere yönüne doğru inmek.

Apik’in kurucusu Apik Hayrabetoğlu bu işe dışarıda yediği ve lezzetli bulmadığı bir işkembe çorbası ile başlamış. Bu deneyimden sonra inat etmiş ve ben daha iyisini yapabilirim demiş ve Apik’i kurmuş. Başarı hikayesinin devamı ise çok çalışma ve işe gösterilen sevgi ve itinadan geliyor. Apik Bey şunları diyor: “Lezzetimizin özel bir formülü yok, asıl sır çok çalışmakta ve herzaman işin başında olmakta. Dana işkembenin herzaman en iyisini buluruz ve direk olarak üreticiden alırız. İşkembenin temizlenmesini kendi çalışanlarımız bol su ile yapar. Apik’in şubelerini açmak için çok teklif geldi, sen sadece ismi ver geri kalanını biz hallederiz dediler. Ben kendimin başında olmadığım bir işe karşıyım, Apik herzaman tek şubeli olarak Dolapdere’deki yerinde kaldı”
Şefgarsonumuz şimdilerde Apik Bey’in yaşlandığını ve günde sadece bir kere uğrayabildiğini söylüyor. Apik Bey ile yüzyüze görüşme şansını yakalayamadım, yukarıda yazdığım sözler Apik Bey’in eski yıllarda vermiş olduğu ropörtajlardan alındı.
Apik salaş görünümlü bir yer. İçeride bulunan masa, sandalyeler ve ayna gibi aksesuarlar eski ve buranın 50 yıl önce de aynı bu şekilde olduğu izlenimi yaratıyor. Apik’e gelmiş olan pekçok ünlü var. Meşhur yerlerin geleneği olduğu üzere Apik te başta Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan buraya gelen pekçok ünlünün resimlerini asmış.

Apik’te mutfak açık ve yemek yenilen salona entegre. Yalnız Apik’te şahit olduğum ve başka hiçbiryerde rastlamadığım şey restoranda hiç işkembe kokusu olmaması. Şefgarsonumuz bunun Apik’in sırrı olduğunu ve başka hiçbir işkembecinin bunu sağlayamadığını söylüyor.

Ben herzaman işkembe çorbasının ve kokoreçin pazarlama harikası olan ürünler olduğunu düşünmüşümdür. İnsanlar hayvanlar kesildiği zaman zaten lezzetli olan kırmızı et kısmını yemeklerde çok rahat kullanmışlar. Geriye kalan mide, bağırsak gibi herkesin burun kıvırdığı organları ise nasıl yenilebilir haline getirebilirim diye düşünmüşler, birisinin aklına bunları pişirip sonra harika bir baharat karışımı ile karıştırmak gelmiş. Kokorece karıştırılan baharat karışımı ve işkembe çorbasına katılan sarımsak, sirke, biber karışımı o kadar lezzetli karışımlar ki neye katılsa zevkle yedirirler. Bu şekilde işkembe çorbası ve kokoreç çıkmış diye düşünürüm.

Fakat ne olursa olsun geleneksel yemeklerimizden olan işkembeye hakkını vermek lazım. İşkembe çorbası Osmanlı zamanında sarayda da pişermiş, hatta işkembecibaşı diye sadece bu işkembe yemekleri yapan özel bir aşçı bulunurmuş sarayda. İşkembe sadece bizde değil İtalya ve Fransa’da da zevkle tüketilen ürünlerden biri. Ayrıca doktorlar işkembede bulunan pepsin maddesinin sindirime yardımcı olduğunu söylüyorlar, bu sebeple içki sonrası pekçok kişi işkembe çorbası içiyor.
Apik’te işkembe çorbası terbiyeli olarak sunuluyor. Üzerine az miktarda kırmızı biber ve karabiber koyulmuş olarak geliyor. Sirke, sarımsak ve diğer baharatlarını zevkinize göre sizin kendinizin ayarlaması gerekiyor. Apik’te içtiğim işkembe çorbası lezzetli, ama benim beklentim fiyatının yüksekliği sebebiyle daha lezzetli bir çorbayla karşılaşmaktı. Apik’te işkembe çorbasının kasesi 10TL, Lale İşkembecisi’nde ise 7TL. Tad olarak ise ikisi arasında bence pekbir fark yok. Lale, Apik ve Saruhan muhtemelen İstanbul’un en lezzetli işkembecileri ancak Türkiye çapında bakacak olursak Ankara’da Namlı Rumeli İşkembecisinin lezzet olarak Lale ve Apik’in üstünde olduğunu söyleyebilirim.

Daha sonra ise şirden (şırdan) çorbası istiyorum. Midenin özel bir bölümünden yapılan bu çorba damar tuzlama ile birlikte aslında işkembe çorbalarının en makbulü ve kalitelisi. Apik’te damar tuzlama ve şirden menüde yazmıyor, anlıyorum ki şirdeni iyi müşterilerine saklıyorlar. Şefgarsonla yapmış olduğum sohbette benim ne kadar işkembeye tutkulu olduğumu anlayan şefgarson beni de iyi müşteri sınıfına koyarak şirdeni getiriyor. Tuzlama gibi iri kıyım kesimli şirden gerçekten nefis, bu çorba için herhafta Apik’e gelinir.

Apik’in menüsünde çorba olarak işkembe, tuzlama ve paça bulunuyor. Yiyecek olarak kokoreç ve kelle var. Tatlı olarak ise zerde var. Fiyat tüm çorba ve yiyecekler için standart olarak 10TL, zerde 6TL.

Adres: Dereboyu Caddesi No.79 Dolapdere İstanbul

Telefon: 0212 235 71 23

Reklamlar

>Apik

>1947 yılından bu yana hizmet veren Apik işkembe, tuzlama, paça ve kokorecin yüz akı olan yerlerden biri. Apik konum olarak Dolapdere’de Dereboyu Caddesi’nde oto tamircileri arasında. Kurtuluş tarafından geliyorsanız gelmenin en kolay yolu Kurtuluş otobüslerinin son durağından bayır aşağı Dolapdere yönüne doğru inmek.

Apik’in kurucusu Apik Hayrabetoğlu bu işe dışarıda yediği ve lezzetli bulmadığı bir işkembe çorbası ile başlamış. Bu deneyimden sonra inat etmiş ve ben daha iyisini yapabilirim demiş ve Apik’i kurmuş. Başarı hikayesinin devamı ise çok çalışma ve işe gösterilen sevgi ve itinadan geliyor. Apik Bey şunları diyor: “Lezzetimizin özel bir formülü yok, asıl sır çok çalışmakta ve herzaman işin başında olmakta. Dana işkembenin herzaman en iyisini buluruz ve direk olarak üreticiden alırız. İşkembenin temizlenmesini kendi çalışanlarımız bol su ile yapar. Apik’in şubelerini açmak için çok teklif geldi, sen sadece ismi ver geri kalanını biz hallederiz dediler. Ben kendimin başında olmadığım bir işe karşıyım, Apik herzaman tek şubeli olarak Dolapdere’deki yerinde kaldı”
Şefgarsonumuz şimdilerde Apik Bey’in yaşlandığını ve günde sadece bir kere uğrayabildiğini söylüyor. Apik Bey ile yüzyüze görüşme şansını yakalayamadım, yukarıda yazdığım sözler Apik Bey’in eski yıllarda vermiş olduğu ropörtajlardan alındı.
Apik salaş görünümlü bir yer. İçeride bulunan masa, sandalyeler ve ayna gibi aksesuarlar eski ve buranın 50 yıl önce de aynı bu şekilde olduğu izlenimi yaratıyor. Apik’e gelmiş olan pekçok ünlü var. Meşhur yerlerin geleneği olduğu üzere Apik te başta Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan buraya gelen pekçok ünlünün resimlerini asmış.

Apik’te mutfak açık ve yemek yenilen salona entegre. Yalnız Apik’te şahit olduğum ve başka hiçbiryerde rastlamadığım şey restoranda hiç işkembe kokusu olmaması. Şefgarsonumuz bunun Apik’in sırrı olduğunu ve başka hiçbir işkembecinin bunu sağlayamadığını söylüyor.

Ben herzaman işkembe çorbasının ve kokoreçin pazarlama harikası olan ürünler olduğunu düşünmüşümdür. İnsanlar hayvanlar kesildiği zaman zaten lezzetli olan kırmızı et kısmını yemeklerde çok rahat kullanmışlar. Geriye kalan mide, bağırsak gibi herkesin burun kıvırdığı organları ise nasıl yenilebilir haline getirebilirim diye düşünmüşler, birisinin aklına bunları pişirip sonra harika bir baharat karışımı ile karıştırmak gelmiş. Kokorece karıştırılan baharat karışımı ve işkembe çorbasına katılan sarımsak, sirke, biber karışımı o kadar lezzetli karışımlar ki neye katılsa zevkle yedirirler. Bu şekilde işkembe çorbası ve kokoreç çıkmış diye düşünürüm.

Fakat ne olursa olsun geleneksel yemeklerimizden olan işkembeye hakkını vermek lazım. İşkembe çorbası Osmanlı zamanında sarayda da pişermiş, hatta işkembecibaşı diye sadece bu işkembe yemekleri yapan özel bir aşçı bulunurmuş sarayda. İşkembe sadece bizde değil İtalya ve Fransa’da da zevkle tüketilen ürünlerden biri. Ayrıca doktorlar işkembede bulunan pepsin maddesinin sindirime yardımcı olduğunu söylüyorlar, bu sebeple içki sonrası pekçok kişi işkembe çorbası içiyor.
Apik’te işkembe çorbası terbiyeli olarak sunuluyor. Üzerine az miktarda kırmızı biber ve karabiber koyulmuş olarak geliyor. Sirke, sarımsak ve diğer baharatlarını zevkinize göre sizin kendinizin ayarlaması gerekiyor. Apik’te içtiğim işkembe çorbası lezzetli, ama benim beklentim fiyatının yüksekliği sebebiyle daha lezzetli bir çorbayla karşılaşmaktı. Apik’te işkembe çorbasının kasesi 10TL, Lale İşkembecisi’nde ise 7TL. Tad olarak ise ikisi arasında bence pekbir fark yok. Lale, Apik ve Saruhan muhtemelen İstanbul’un en lezzetli işkembecileri ancak Türkiye çapında bakacak olursak Ankara’da Namlı Rumeli İşkembecisinin lezzet olarak Lale ve Apik’in üstünde olduğunu söyleyebilirim.

Daha sonra ise şirden (şırdan) çorbası istiyorum. Midenin özel bir bölümünden yapılan bu çorba damar tuzlama ile birlikte aslında işkembe çorbalarının en makbulü ve kalitelisi. Apik’te damar tuzlama ve şirden menüde yazmıyor, anlıyorum ki şirdeni iyi müşterilerine saklıyorlar. Şefgarsonla yapmış olduğum sohbette benim ne kadar işkembeye tutkulu olduğumu anlayan şefgarson beni de iyi müşteri sınıfına koyarak şirdeni getiriyor. Tuzlama gibi iri kıyım kesimli şirden gerçekten nefis, bu çorba için herhafta Apik’e gelinir.

Apik’in menüsünde çorba olarak işkembe, tuzlama ve paça bulunuyor. Yiyecek olarak kokoreç ve kelle var. Tatlı olarak ise zerde var. Fiyat tüm çorba ve yiyecekler için standart olarak 10TL, zerde 6TL.

Adres: Dereboyu Caddesi No.79 Dolapdere İstanbul

Telefon: 0212 235 71 23


Despina’nin Meyhanesi

Kurtuluş’ta oturan bir arkadaşımızın tavsiyesiyle gittik Despina’nın Meyhanesine. 1946 kuruluş tarihli bu meyhane İstanbul’un en eski meyhanelerinden biriymiş. Yer olarak Kurtuluş Caddesinin sonunda girişinde Carrefour olan sokakta. Dışardan bizde ilk bıraktığı izlenim baraka görünümlü salaş bir yer olduğuydu.

İçeri girerken sizi hala rahmetli Madam Despina karşılıyor. Madam Despina 2006 yılında vefat etmiş. Vasiyeti üzerine gömülürken papaz mezarına şarap dökmüş ve meyhanenin saz heyeti ‘Yalan’ ve ‘Şimdi Uzaklardasın’ şarkılarını çalmış. Madam Despina’nın hayat hikayesi kısaca şöyle:
DESPİNA Kanlı, 1919 yılında Rumların yoğun olarak yaşadığı, şimdiki adı Gökçeada olan İmroz’da doğdu. Despina, 15-16 yaşlarındayken ailesi İstanbul’a göçtü. Bir süre sonra ailesi Yunanistan’a göçmeye niyetlenince, Despina başının çaresine bakacağını söyleyerek İstanbul’da kaldı. 18 yaşındaki Despina, Moda Teras Gazinosu’nda konsomatris olarak çalışmaya başladı. Güzelliği dillere destan olan Despina’yı görmeye gelenler çoğalınca, doğal olarak çevresi de genişledi. Güzelliği kadar hırsı ve zekásıyla da dikkat çeken Despina, kendine bir işyeri açmayı kafasına koymuştu. Çevresinin de desteğiyle 1946’da “Despina’nın Meyhanesi” adlı ilk gazinosunu Esentepe’de açtı. Madam Despina’nın “Herkes kendi masasında eğlenecek” kuralını bozanlar, kendini kapı önünde buluyordu. Madam Despina’nın otoriter tavrından askerler bile nasibini almıştı. 12 Eylül darbesi sonrası gazinonun müdavimlerinden bir albayın misafirlerini tedirgin ettiğini görünce, Rum aksanıyla “Pasam, pasam! Sen pasasın ama buranın pasası da benim. Senin pasalığın dısarida” diyerek mekanda bulunanları rahatlatmıştı. Herkesin sevgilisi haline gelen Madam Despina’yı 1990’da şeker hastalığı esir alınca meyhaneyi devretmek zorunda kaldı. Bir bacağı kesilen Madam Despina’nın tek şartı mekanın aynen korunması oldu. Şu anda mekanın işletmesini elinde bulunduran Ercan Tekin de Madam Despina’nın hikayeleriyle büyüyen bir Kurtuluş çocuğu. Tekin, “Mekanı Madam’ın isteği üzerine aynen koruduk” diye anlatıyor. Cenaze törenini de Ercan Tekin organize etti. Tekin, “Ölmeden 2 gün önce Saadettin Kaynak’ın bestesi olan ’Yalan’ adlı şarkının mezarı başında çalınmasını istemiş” diyor. Papazın şarapla suladığı mezarın başında önce “Yalan”, sonra da “Şimdi Uzaklardasın” çalınırken sevenleri birbirlerine Despina’lı anılarını anlatıp gözyaşı döküyorlardı.

Despina’nın Meyhanesi’ne girdiğiniz zaman ilk hissettiğimiz şey ağırbaşlılık oldu. Şef garson 50’li yaşlarda ve çok kibar birisi. Masalar muşamba kaplanmış, genel olarak ortam eski. Müşteri kitlesi genelde 40-50 yaşlarında insanlar ve herbiri haftada birkaç kere gelen müdavimler.

Masamıza oturunca klasik meyhane kültürüne uygun olarak ne içeceğimiz soruldu ve ardından tepside meze tabağı seçenekleri geldi. Meze tabağından biz şakşuka, taze bakla ve zeytinyağlı sarma istedik. Sıcaklardan ise tavsiye üzerine yaprak ciğer ve köfte istedik. İstediğimiz tüm mezelerin lezzeti iyiydi. Despina’nın Meyhanesi’nin alamet-i farikası kuzudan yaprak ciğer ise çok lezzetliydi.

Diğer bir lezzet ise köfteydi. Patates kızartmasıyla sunulmasını takdir etmesem de köftenin baharatı yerinde ve lezzetliydi.

Despina’nın Meyhanesinde her akşam saat 8’de fasıl başlıyor ve klasik Türk müziği çalıyor. Tam fasıl başlayacakken biz kalkmak zorunda kaldık. Despina’nın Meyhanesi’nde fiyatlar makul seviyede, yazının yazıldığı tarih itibariyle mezeler 5TL, yaprak ciğer 8TL, köfte ise 10TL.
Despina’nın Meyhanesi geleneksel meyhane kültürümüzü yaşatan yerlerden biri. Yiyeceğiniz mezelerin daha lezzetlilerini başka yerlerde bulabilirsiniz ama Despina’nın Meyhanesi yemeklerinin lezzetinden çok İstanbul’un az bilinen simgelerinden birisi olmasıyla özel bir yer.
Adres: Açıkyol Sokak No.9 Kurtuluş İstanbul
Telefon: 0212 247 33 57

>Despina’nin Meyhanesi

>

Kurtuluş’ta oturan bir arkadaşımızın tavsiyesiyle gittik Despina’nın Meyhanesine. 1946 kuruluş tarihli bu meyhane İstanbul’un en eski meyhanelerinden biriymiş. Yer olarak Kurtuluş Caddesinin sonunda girişinde Carrefour olan sokakta. Dışardan bizde ilk bıraktığı izlenim baraka görünümlü salaş bir yer olduğuydu.

İçeri girerken sizi hala rahmetli Madam Despina karşılıyor. Madam Despina 2006 yılında vefat etmiş. Vasiyeti üzerine gömülürken papaz mezarına şarap dökmüş ve meyhanenin saz heyeti ‘Yalan’ ve ‘Şimdi Uzaklardasın’ şarkılarını çalmış. Madam Despina’nın hayat hikayesi kısaca şöyle:
DESPİNA Kanlı, 1919 yılında Rumların yoğun olarak yaşadığı, şimdiki adı Gökçeada olan İmroz’da doğdu. Despina, 15-16 yaşlarındayken ailesi İstanbul’a göçtü. Bir süre sonra ailesi Yunanistan’a göçmeye niyetlenince, Despina başının çaresine bakacağını söyleyerek İstanbul’da kaldı. 18 yaşındaki Despina, Moda Teras Gazinosu’nda konsomatris olarak çalışmaya başladı. Güzelliği dillere destan olan Despina’yı görmeye gelenler çoğalınca, doğal olarak çevresi de genişledi. Güzelliği kadar hırsı ve zekásıyla da dikkat çeken Despina, kendine bir işyeri açmayı kafasına koymuştu. Çevresinin de desteğiyle 1946’da “Despina’nın Meyhanesi” adlı ilk gazinosunu Esentepe’de açtı. Madam Despina’nın “Herkes kendi masasında eğlenecek” kuralını bozanlar, kendini kapı önünde buluyordu. Madam Despina’nın otoriter tavrından askerler bile nasibini almıştı. 12 Eylül darbesi sonrası gazinonun müdavimlerinden bir albayın misafirlerini tedirgin ettiğini görünce, Rum aksanıyla “Pasam, pasam! Sen pasasın ama buranın pasası da benim. Senin pasalığın dısarida” diyerek mekanda bulunanları rahatlatmıştı. Herkesin sevgilisi haline gelen Madam Despina’yı 1990’da şeker hastalığı esir alınca meyhaneyi devretmek zorunda kaldı. Bir bacağı kesilen Madam Despina’nın tek şartı mekanın aynen korunması oldu. Şu anda mekanın işletmesini elinde bulunduran Ercan Tekin de Madam Despina’nın hikayeleriyle büyüyen bir Kurtuluş çocuğu. Tekin, “Mekanı Madam’ın isteği üzerine aynen koruduk” diye anlatıyor. Cenaze törenini de Ercan Tekin organize etti. Tekin, “Ölmeden 2 gün önce Saadettin Kaynak’ın bestesi olan ’Yalan’ adlı şarkının mezarı başında çalınmasını istemiş” diyor. Papazın şarapla suladığı mezarın başında önce “Yalan”, sonra da “Şimdi Uzaklardasın” çalınırken sevenleri birbirlerine Despina’lı anılarını anlatıp gözyaşı döküyorlardı.

Despina’nın Meyhanesi’ne girdiğiniz zaman ilk hissettiğimiz şey ağırbaşlılık oldu. Şef garson 50’li yaşlarda ve çok kibar birisi. Masalar muşamba kaplanmış, genel olarak ortam eski. Müşteri kitlesi genelde 40-50 yaşlarında insanlar ve herbiri haftada birkaç kere gelen müdavimler.

Masamıza oturunca klasik meyhane kültürüne uygun olarak ne içeceğimiz soruldu ve ardından tepside meze tabağı seçenekleri geldi. Meze tabağından biz şakşuka, taze bakla ve zeytinyağlı sarma istedik. Sıcaklardan ise tavsiye üzerine yaprak ciğer ve köfte istedik. İstediğimiz tüm mezelerin lezzeti iyiydi. Despina’nın Meyhanesi’nin alamet-i farikası kuzudan yaprak ciğer ise çok lezzetliydi.

Diğer bir lezzet ise köfteydi. Patates kızartmasıyla sunulmasını takdir etmesem de köftenin baharatı yerinde ve lezzetliydi.

Despina’nın Meyhanesinde her akşam saat 8’de fasıl başlıyor ve klasik Türk müziği çalıyor. Tam fasıl başlayacakken biz kalkmak zorunda kaldık. Despina’nın Meyhanesi’nde fiyatlar makul seviyede, yazının yazıldığı tarih itibariyle mezeler 5TL, yaprak ciğer 8TL, köfte ise 10TL.
Despina’nın Meyhanesi geleneksel meyhane kültürümüzü yaşatan yerlerden biri. Yiyeceğiniz mezelerin daha lezzetlilerini başka yerlerde bulabilirsiniz ama Despina’nın Meyhanesi yemeklerinin lezzetinden çok İstanbul’un az bilinen simgelerinden birisi olmasıyla özel bir yer.
Adres: Açıkyol Sokak No.9 Kurtuluş İstanbul
Telefon: 0212 247 33 57

Despina’nin Meyhanesi

Kurtuluş’ta oturan bir arkadaşımızın tavsiyesiyle gittik Despina’nın Meyhanesine. 1946 kuruluş tarihli bu meyhane İstanbul’un en eski meyhanelerinden biriymiş. Yer olarak Kurtuluş Caddesinin sonunda girişinde Carrefour olan sokakta. Dışardan bizde ilk bıraktığı izlenim baraka görünümlü salaş bir yer olduğuydu.

İçeri girerken sizi hala rahmetli Madam Despina karşılıyor. Madam Despina 2006 yılında vefat etmiş. Vasiyeti üzerine gömülürken papaz mezarına şarap dökmüş ve meyhanenin saz heyeti ‘Yalan’ ve ‘Şimdi Uzaklardasın’ şarkılarını çalmış. Madam Despina’nın hayat hikayesi kısaca şöyle:
DESPİNA Kanlı, 1919 yılında Rumların yoğun olarak yaşadığı, şimdiki adı Gökçeada olan İmroz’da doğdu. Despina, 15-16 yaşlarındayken ailesi İstanbul’a göçtü. Bir süre sonra ailesi Yunanistan’a göçmeye niyetlenince, Despina başının çaresine bakacağını söyleyerek İstanbul’da kaldı. 18 yaşındaki Despina, Moda Teras Gazinosu’nda konsomatris olarak çalışmaya başladı. Güzelliği dillere destan olan Despina’yı görmeye gelenler çoğalınca, doğal olarak çevresi de genişledi. Güzelliği kadar hırsı ve zekásıyla da dikkat çeken Despina, kendine bir işyeri açmayı kafasına koymuştu. Çevresinin de desteğiyle 1946’da “Despina’nın Meyhanesi” adlı ilk gazinosunu Esentepe’de açtı. Madam Despina’nın “Herkes kendi masasında eğlenecek” kuralını bozanlar, kendini kapı önünde buluyordu. Madam Despina’nın otoriter tavrından askerler bile nasibini almıştı. 12 Eylül darbesi sonrası gazinonun müdavimlerinden bir albayın misafirlerini tedirgin ettiğini görünce, Rum aksanıyla “Pasam, pasam! Sen pasasın ama buranın pasası da benim. Senin pasalığın dısarida” diyerek mekanda bulunanları rahatlatmıştı. Herkesin sevgilisi haline gelen Madam Despina’yı 1990’da şeker hastalığı esir alınca meyhaneyi devretmek zorunda kaldı. Bir bacağı kesilen Madam Despina’nın tek şartı mekanın aynen korunması oldu. Şu anda mekanın işletmesini elinde bulunduran Ercan Tekin de Madam Despina’nın hikayeleriyle büyüyen bir Kurtuluş çocuğu. Tekin, “Mekanı Madam’ın isteği üzerine aynen koruduk” diye anlatıyor. Cenaze törenini de Ercan Tekin organize etti. Tekin, “Ölmeden 2 gün önce Saadettin Kaynak’ın bestesi olan ’Yalan’ adlı şarkının mezarı başında çalınmasını istemiş” diyor. Papazın şarapla suladığı mezarın başında önce “Yalan”, sonra da “Şimdi Uzaklardasın” çalınırken sevenleri birbirlerine Despina’lı anılarını anlatıp gözyaşı döküyorlardı.

Despina’nın Meyhanesi’ne girdiğiniz zaman ilk hissettiğimiz şey ağırbaşlılık oldu. Şef garson 50’li yaşlarda ve çok kibar birisi. Masalar muşamba kaplanmış, genel olarak ortam eski. Müşteri kitlesi genelde 40-50 yaşlarında insanlar ve herbiri haftada birkaç kere gelen müdavimler.

Masamıza oturunca klasik meyhane kültürüne uygun olarak ne içeceğimiz soruldu ve ardından tepside meze tabağı seçenekleri geldi. Meze tabağından biz şakşuka, taze bakla ve zeytinyağlı sarma istedik. Sıcaklardan ise tavsiye üzerine yaprak ciğer ve köfte istedik. İstediğimiz tüm mezelerin lezzeti iyiydi. Despina’nın Meyhanesi’nin alamet-i farikası kuzudan yaprak ciğer ise çok lezzetliydi.

Diğer bir lezzet ise köfteydi. Patates kızartmasıyla sunulmasını takdir etmesem de köftenin baharatı yerinde ve lezzetliydi.

Despina’nın Meyhanesinde her akşam saat 8’de fasıl başlıyor ve klasik Türk müziği çalıyor. Tam fasıl başlayacakken biz kalkmak zorunda kaldık. Despina’nın Meyhanesi’nde fiyatlar makul seviyede, yazının yazıldığı tarih itibariyle mezeler 5TL, yaprak ciğer 8TL, köfte ise 10TL.
Despina’nın Meyhanesi geleneksel meyhane kültürümüzü yaşatan yerlerden biri. Yiyeceğiniz mezelerin daha lezzetlilerini başka yerlerde bulabilirsiniz ama Despina’nın Meyhanesi yemeklerinin lezzetinden çok İstanbul’un az bilinen simgelerinden birisi olmasıyla özel bir yer.
Adres: Açıkyol Sokak No.9 Kurtuluş İstanbul
Telefon: 0212 247 33 57

Goreme Muhallebicisi

Kurtuluş’ta Kurtuluş Caddesi üzerinde pek bir salaş ama lezzetli bir mekan. Göreme Muhallebici 1965’te kurulmuş, bu tip muhallebi ve tavuk ürünleri yapan yerlerden çok az kaldı, Göreme Muhallebicisi inatla işine devam ediyor. 40 yıldan uzun geçmişiyle Kurtuluş’un simgesi olmuş yerlerden biri.

Göreme Muhallebicisinde muhallebi, kazan dibi, keşkül, aşure, güllaç, ekmek kadayıfı ve sütlaç var. Ayrıca yiyecek olarak tavuk suyu çorba, tavuklu pilav, tavuk etli pilav ve kuru fasülye var.

Tavuk suyu çorbası insana ilaç gibi geliyor. Muhallebicinin duvarında da zaten tavuk suyu çorbanın ne tip rahatsızlıklara iyi geldiğini anlatan gazetelerden kesilmiş haberler var. İçine limon sıkıp az da karabiber döktüğünüz zaman çorba içinizi ısıtıyor. Daha önce başka bir sefer geldiğimde kuru fasulyelerini de yemiştim. Kurufasulyeleri idare eder ama tatlıları ve tavuk ürünleri kadar başarılı bulmadım.

Göreme Muhallebicisinde esas ürünler tatlılar. Buraya gittiğim birkaç seferde değişik tatlılarını denedim. Kazandibi, keşkül, muhallebi gibi ürünleri başarılı. Keşkülde vanilya tadını net olarak alıyorsunuz, geleneksel tatlılarımızda vanilya olmaz derler ama yine de bana lezzetli geldi. Krem şokolaları pek başarılı değil, yeterince çikolata ve kakao tadını alamıyorsunuz.

Göreme Muhallebicisinde çıktıktan sonra yapılacak en iyi hareketlerden biri kanımca hemen yanındaki Tuana Şarküteri’ye uğrayıp enfes topiği ve midye dolmasından alıp evin yolunu tutmak olur kanaatindeyim.

Telefon: 0212 246 53 67
Adres: Kurtuluş Caddesi No.82 (İş Bankası karşısı, Tuana Şarküteri yanı)


>Goreme Muhallebicisi

>

Kurtuluş’ta Kurtuluş Caddesi üzerinde pek bir salaş ama lezzetli bir mekan. Göreme Muhallebici 1965’te kurulmuş, bu tip muhallebi ve tavuk ürünleri yapan yerlerden çok az kaldı, Göreme Muhallebicisi inatla işine devam ediyor. 40 yıldan uzun geçmişiyle Kurtuluş’un simgesi olmuş yerlerden biri.

Göreme Muhallebicisinde muhallebi, kazan dibi, keşkül, aşure, güllaç, ekmek kadayıfı ve sütlaç var. Ayrıca yiyecek olarak tavuk suyu çorba, tavuklu pilav, tavuk etli pilav ve kuru fasülye var.

Tavuk suyu çorbası insana ilaç gibi geliyor. Muhallebicinin duvarında da zaten tavuk suyu çorbanın ne tip rahatsızlıklara iyi geldiğini anlatan gazetelerden kesilmiş haberler var. İçine limon sıkıp az da karabiber döktüğünüz zaman çorba içinizi ısıtıyor. Daha önce başka bir sefer geldiğimde kuru fasulyelerini de yemiştim. Kurufasulyeleri idare eder ama tatlıları ve tavuk ürünleri kadar başarılı bulmadım.

Göreme Muhallebicisinde esas ürünler tatlılar. Buraya gittiğim birkaç seferde değişik tatlılarını denedim. Kazandibi, keşkül, muhallebi gibi ürünleri başarılı. Keşkülde vanilya tadını net olarak alıyorsunuz, geleneksel tatlılarımızda vanilya olmaz derler ama yine de bana lezzetli geldi. Krem şokolaları pek başarılı değil, yeterince çikolata ve kakao tadını alamıyorsunuz.

Göreme Muhallebicisinde çıktıktan sonra yapılacak en iyi hareketlerden biri kanımca hemen yanındaki Tuana Şarküteri’ye uğrayıp enfes topiği ve midye dolmasından alıp evin yolunu tutmak olur kanaatindeyim.

Telefon: 0212 246 53 67
Adres: Kurtuluş Caddesi No.82 (İş Bankası karşısı, Tuana Şarküteri yanı)

http://maps.google.com/maps?f=q&source=s_q&hl=en&q=Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m,+Kurtulu%C5%9F+Cd,+82,+16350+Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m,+Turkey&sll=41.018765,28.976097&sspn=0.133921,0.308304&ie=UTF8&cd=1&geocode=FcY6ZQIdY7m7AQ&split=0&ll=40.197036,29.084072&spn=0.008475,0.019269&z=14&iwloc=addr&output=embed&s=AARTsJq9ipGxRCA-Dw_6ugw8i4HWuVAmUg
View Larger Map